• 06-06-2019 13:45

Doktor Hatası (Malpraktis) ve Tazminat Hakkı

Doktor Hatası (Malpraktis) ve Tazminat Hakkı

musatuga@gmail.com

Doktor Hatası (Malpraktis) ve Tazminat Hakkı

Kıymetli okuyucularım, bu haftaki yazımda halk diliyle doktor hatası, tıp terimi olarak da malpraktis olarak tabir edilen yanlış tıbbi yöntemler ve tıbbi müdahaleler sonucu mağdur olan bireylerin tazminat haklarına yasal mevzuatlar ve yargı kararları ışığında değinmeye çalışacağım.

Malpraktis dediğimiz tıbbi terim yanlış tedavi olarak nitelendirilebilir. Malpraktis terim olarak Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 13. maddesinde düzenlenmiş olup, ilgili maddeye göre; Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.

Sayısı her geçen gün artan bu vakalar yüzünden ölümler ve uzuv kayıpları meydana gelmekte ve bireyler bu vakalar neticesinde ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. Peki yanlış tedavi sonucu mağduriyet yaşayanlar ve bu durumu da adli tıp kurumu raporu,savcılık aracılığıyla veya mahkeme kanalıyla belgelendirilenler hangi haklara sahip olacaktır?

Yanlış tedavi neticesinde ölüm meydana geldiği takdirde vefat edenlerin yakınları, destekten yoksun kalma tazminatını, cenaze ve defin giderlerini, vefat edenin vefatı anına kadar yapılan tedavi giderlerini ve diğer masraflar isteyebilirler. Bu tazminatlar içerisinde en önemli kalemi oluşturan “Destekten Yoksun Kalma Tazminatından” bahsetmek istiyorum.

Malpraktis sonucu hayatını kaybeden kişinin yaşamı süresince baktığı ve vefat sonrasında bu desteğinden yoksun kaldığı kişiler için doğan maddi tazminata destekten yoksun kalma tazminatı denir. Destekten yoksun kalma tazminatını öleninin eşi, anne ve babası, çocukları ve kardeşleri talep edebilir. Yine ölen ile aralarında akrabalık bağı olmasa dahi ölenden sağlığında destek aldığını ispat etmek suretiyle 3. kişiler de destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilirler. Yanlış tedavi neticesinde, vefat eden çocuk ise, vefat edenin anne ve babası, çocuğun ileriki yaşlarında kendilerine destek olacağı nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilirler. Yine malpraktis sonucu vefat edenin, yakınlarının, ölüm nedeniyle yaşadığı üzüntü ve ıstırabın bir parça da olsa tatmini amacıyla manevi tazminat hakları da vardır.

Yanlış tedavi sonucu kişinin yaralanması halinde ise, yapılan tedaviye ilişkin giderleri, tedavi gördüğü süreç içerisinde çalışamadığı için mahrum kaldığı gelirlerin tazminini isteyebilir. Yine yanlış tedavi nedeniyle yaşadığı elem ve ıstırap için manevi tazminat talep edebilir. Tıbbi malpraktis sonucu kişide uzuv kaybı yaşayanlar, kısmi veya tamamen felç olanlar veyahut ta meslekte belli oranlarda kazanma gücünü kaybedenler bu nedenlerden dolayı tazminat isteme hakkına sahip olacaktır.

Malpraktis sonucu mağdurların tazminat hakkı olduğu gibi yanlış tıbbi müdahale uygulayan doktorun cezai sorumluluğu da söz konusu olmaktadır. Hatalı tıbbi işlem sonucunda ölüm meydana gelmişse doktor hakkında taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan kamu davası açılır. Yanlış tedavi sonucunda hasta yaralanmışsa bu defa işlemi yapan doktor hakkında taksirle yaralamaya sebebiyet verme suçundan işlem yapılır.

Tazminat kalemlerini açıkladıktan sonra, açılacak davalarda görevli ve yetkili mahkemeler ile dava açma sürelerine de değinmek istiyorum.

Yanlış tıbbi tedaviyi uygulayan hastanenin kamu veya üniversite hastanesi olması halinde görevli mahkeme idare mahkemesiyken özel hastane olması halinde ise dava adli mahkemelerde açılır. Bu durumda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır. Yine doktorun mesleki sigortasına karşı açılacak davalarda görevli mahkeme Türk Ticaret Kanunu gereğince asliye ticaret mahkemesi olacaktır. Yine Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gereği bağımsız çalışan doktorlar hakkında yanlış tedaviye dayalı olarak açılacak davalarda görevli mahkeme tüketici mahkemesi olacaktır.

Yetkili mahkeme ise, genel yetki kuralı gereğince genel yetkili mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olacaktır. Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili olacaktır. Bununla birlikte malpraktis haksız fiil sebebine dayanıyorsa bu durumda davacı yetki konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesi gereğince birden fazla seçimlik hakka sahip olabilecektir. İlgili hükme göre; haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinden de dava açılabilir.

Dava açma süresi ve dava açmadan önce ilgili kuruma başvuru yapılması şartları da yanlış tıbbi tedavinin uygulandığı yere göre değişmektedir. Mesela kamu hastaneleri ve üniversite hastanelerinde yanlış tedavi uygulandığı takdirde doktor aleyhine değil idare aleyhine tam yargı davası adı altında maddi ve manevi tazminat davası açılır ve bu dava dayanağını ise anayasadan almaktadır. Dava açılmadan önce İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi gereğince ilgili kuruma yazılı başvurunun yapılması gerekmektedir.

Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş, son fıkrasında da, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir.

Yine İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi de “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde dava açılabilir” ifadesine yer vermiştir.

Kısaca ilgililer öncelikle usulüne uygun başvuru yapacak ve başvuru sonucuna göre işlem yapılacaktır.

Adli yargıda açılacak malpraktis konulu davalarda ise, başvuru zorunluluğu yoktur.

Dava zamanaşımı süresi ise, vekalet görevinden kaynaklanması halinde 5 yıl, haksız fiil sebebine dayalı olarak özel hastane veya doktorlara açılacak yanlış tıbbi tedavi davalarında zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır.

Son olarak Türk Borçlar Kanunun 72. maddesi gereği tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa açılacak davada ceza davası zamanaşımı hükümleri uygulanır.

Hepinize keyifli bir hafta dilerim.



Etiketler: BitlisBülten
HABERE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Servet Reklam İletişim